İnsanlara uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderilen mübarek elçiler, Rabbimiz'in onlara bahşettiği bu şerefli sorumluluğu yerine getirirken çeşitli zorluklarla karşılaşmışlardır. İnkarcılar onların Allah'ın dinini tebliğ etmelerini engellemek istemişler, türlü tuzaklar, iftiralar ve saldırılarla insanların elçilerin izinden gitmelerine mani olabileceklerini sanmışlardır. Allah yolunda mücadele eden tüm elçilerin başlarına gelenler, Hz. İsa (as)'ın da başına gelmiş, yeryüzünde aralarında bulunduğu süre boyunca hem putperest Roma iktidarının, hem de bağnaz din adamlarının çeşitli saldırılarına maruz kalmıştır. Gerçek dinin düşmanı olan bu iki akımla aynı anda mücadele etmiş, bu mücadele sırasında ise yanında çok az sayıda Allah'a inanan insan olmuştur.
Hz. İsa (as)'ın mucizevi doğumu, hak dini anlatması, hayatı boyunca Allah'ın lütfuyla gösterdiği mucizeler, onun kısa sürede o dönem halkı tarafından beklenen Mesih olarak tanınıp sevilmesine yol açmıştır. Ancak halktaki bu yoğun sevgi ve Hz. İsa (as)'ın bağnaz din adamlarına getirdiği haklı eleştiriler, bu çevrelerin saldırılarına ve bu kutlu insana çeşitli tuzaklar kurmalarına yol açmıştır. Hz. İsa (as)'ı öldürmek için yaptıkları girişimler Allah'ın onu Kendi Katına yükseltmesiyle boşa çıkmıştır.
Hz. İsa (as)'ın hayatını ve mücadelesini ayrıntılı olarak incelemeye başlamadan önce konuyla ilgili kaynakların neler olduğunu öğrenmek faydalı olacaktır.
Hz. İsa (as)'ın hayatıyla ilgili kaynaklar
Şimdiye kadar bulunmuş en eski İncil parçası. (MS 125) İncil, Roma İmparatorluğu'nun doğu kesiminde konuşulan Grekçeyle yazılmıştır. |
Hıristiyanların kutsal kitabı olan ve Hz. İsa (as) hakkında en ayrıntılı bilgileri veren İncil, bu konuda önemli kaynaklardan biridir. Ancak İncil Hz. İsa (as)'ın ardından çeşitli tahrifatlara uğramış ve orijinalliğini kaybetmiştir. Bu nedenle de içinde Allah'ın vahyine dayanan hak bölümler olabileceği gibi, tamamen insan yazımı olan bölümler de bulunmaktadır. Bu yüzden İncil'in, Hz. İsa (as)'ın hayatı, mücadelesi ve tebliğiyle ilgili, Kuran'la mutabık olan bölümleri, önemli bir tarihi belge olarak dikkate alınmalıdır.
İncillerin en erken, Hz. İsa (as)'dan 30-40 yıl sonra kaleme alındığı tahmin edilmektedir (MS 63) Ancak elimizde bu metinlerin hiçbiri yoktur. Ele geçirilen en eski metinler 3. ve 4. yüzyıllara aittirler. Hıristiyanlığa bugünkü şeklini veren Pavlus'un mektupları ise İncillerden daha önce kaleme alınmıştır (MS 52-63).
Bunların dışında Flavius, Filon, Tacitus gibi o dönemlerde yaşamış tarihçilerin eserlerinde de küçük bölümlere rastlamak mümkündür. Ayrıca bu tarihçiler, Hz. İsa (as)'ın şahsıyla ilgili olmasa da onun yaşadığı dönemle ilgili ayrıntılı bilgiler vermişlerdir.
Son olarak o dönemle ilgili arkeolojik kazılar ve bu kazılarda ortaya çıkan bulgular da Hz. İsa (as)'ın yaşadığı dönemin ve olayların anlaşılması için kaynak olarak kullanılacaktır.
Hz. İsa (as) zamanında Filistin
Yunan mitolojisinin hayali tanrılarından Zeus |
Roma'nın dini, Akdeniz çevresinde yaşayan tüm toplumlar gibi, çok tanrılı sapkın bir dindi. Yunan mitolojisinin hayali tanrıları, farklı isimler altında, Roma mitolojisinde de kullanılmaktaydı. En büyükleri Jüpiter olarak adlandırılan ve heykellerle sembolize edilen birçok puta tapınılıyordu. Bazı Roma İmparatorları ise kendilerini de bu sahte ilahlar arasına dahil eden kanunlar çıkarmışlardı. Öte yandan Roma'nın hakim olduğu topraklarda Yunan pagan dini ve bu inanışa ait sahte ilahlar da yaygındı: Zeus, Hermes, Venüs gibi Yunan putlarının heykelleri büyük kentlerin meydanlarını süslüyordu. Tapılan putlar bunlarla sınırlı değildi. Her şehirde, her mahallede hatta her evde büyüklü küçüklü, farklı putlar, onlara ait heykeller, resimler, özel tapınma ve adak bölümleri yer alıyordu. Romalı yöneticiler bu çok tanrılı sapkın dinleri, kendi hakimiyetlerini yaygınlaştırma konusunda bir araç olarak kullanıyorlardı. Roma, hakimiyetini tehdit etmediği sürece kimsenin dinine karışmıyor, bilakis bu sapkın inançları teşvik ediyor, her tarafa tapınaklar, sunaklar, heykeller inşa ederek putperest inanışları körüklüyordu. Onlar için bu sapkın dinler, kitlelere sadakati telkin etmenin ve onları denetlemenin bir yoluydu, soyut ve bu dünyayla doğrudan ilgisi olmayan bir alana aitti.
MS 1. yüzyılın sonlarında Roma İmparatorluğu Batı Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'nın büyük bir bölümünü kontrol ediyordu. İmparatorluk, inşa edilen yollarla ve limanlarla birbirine bağlanmıştı. Bu geniş ağ, Hıristiyanlığın yayılmasını kolaylaştırdı. (Üstte) MS 117 yılında Roma İmparatorluğu. |
Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allah, onları günahları dolayısıyla (azapla) yakalayıverdi... (Mümin Suresi, 21) |
Romalılar, Yahudi dininin kendi batıl dinlerinden çok farklı olduğunu ve onların dinlerine olan bağlılıklarını gördükleri için, Yahudilerin içişlerine, özellikle dini konularına fazla karışmamaya karar verdiler. Filistin'i yönetimleri altında bulundurdukları dönem boyunca, Yahudilerin dini inançlarının gereklerini yerine getirmelerine izin verdiler. Yahudi halkının ruhani merkezi olan Tapınak, eskiden olduğu gibi görevli rahipler tarafından yönetilmeye devam etti. Roma yönetimi, Yahudi rahiplerin oluşturduğu ve en büyük dini mahkeme niteliğindeki Sanhedrin Kurulu'nun faaliyetlerini sürdürmesine de izin verdi.
Sanhedrin, Roma yönetimi altında bile, bir Yahudiyi yargılayabilir ve Yahudi şeriatının öngördüğü cezaları uygulayabilirdi. Roma'nın bu bölgeye atadığı yöneticiler halk arasında çıkabilecek isyanlara karşı sert tedbirler alıyor, vergi toplama konusunda da hiç taviz vermiyorlardı. Kendi yönetimleriyle işbirliği halinde bulunan Yahudi iktidarına bu yüzden müsamaha gösteriyor, onlara karşı gelişen isyan hareketlerini şiddetle cezalandırıyorlardı.
Dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Babil'in asma bahçelerinin bir tasviri. |
Kral Herod dönemi
Matta İncili'ne göre Hz. İsa, MÖ 37-4 yılları arasında Filistin'i yöneten Büyük Herod'un halen kral olduğu bir dönemde doğmuştur. Resimde Herod'un bir sığınak olarak yaptırdığı Herodyum kalesi görülmektedir. Herodyum Kudüs'ün 8 km güneyinde yer almaktadır ve içinde çok büyük bir saray bulunmaktadır. Herod burada yakılmıştır. Ancak mezarı, yapılan kazılarda bulunamamıştır. |
Herod savunmasız halka yönelik çok büyük katliamlar gerçekleştirmiş, zalim bir hükümdardı. Fra Angelico'nun (1387-1450) "Masumların Katledilmesi" isimli tablosu Herod dönemini tasvir etmektedir. 1451-1453 yılına ait olan tablo Floransa'daki San Marco Müzesi'nde sergilenmektedir. |
Daha önce de belirttiğimiz gibi geleneksel olarak Romalılar Yahudilerin din işlerine karışmazlardı. Ancak Romalı valilerden bazıları bu prensibe uymamışlardı. Özellikle Hz. İsa (as) döneminin valisi, Pontius Pilatus kendini bu kuraldan uzak tutmuş, şiddet ve zulmün hakim olduğu bir yönetim sergilemiş (MS 26-36) bu yüzden de görevden alınmıştır.
Hz. İsa (as) döneminde Yahudi mezhepleri
Bu görüş daha çok zengin Yahudilerin arasında yayılmıştı ve bir siyasi parti görüşü gibi kabullenilmişti. Saddukiler, din kurallarını sadece Eski Ahit'in ilk beş kitabına göre belirliyor, bu kitapları sadece teknik anlamlarına göre yorumluyor, bu sebeple de ölümden sonra hayat, cennet-cehennem gibi dinin temel unsurlarını kabul etmiyorlardı. Saddukilerin karşısında ise, onların bu sapkın görüşleriyle mücadele eden, Saddukilerden dini konularda ayrılan ve daha mütevazi bir yaşam süren "muhafazakar" Ferisiler vardı. İlk defa dindar Yahudiler tarafından kurulan Ferisiler, Yahudi dininin muhafazası ve savunulmasında büyük bir rol oynamışlardır. Daha sonraki dönemlerde, Ferisiler içinde de çeşitli ayrılıklar yaşanmıştır.
Bir diğer grup ise Roma yönetimine ve işbirlikçi Yahudilere karşı silahlı mücadeleyi savunan Zealotlardır. Bu siyasi akımın taraftarları Allah'ın hakimiyetine aykırı olduklarını düşündükleri önemli Romalı ve Yahudi yöneticilere karşı terör eylemleri başlatmış, suikastlerde bulunmuşlardır. Ancak kısa bir süre sonra, başlattıkları isyan hareketi kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Diğer bir grup ise 1947 yılında Ölü Deniz'de bulunan Kumran yazıtlarıyla ünlenen, o dönemde kendilerini mağaralarda ibadet ve zikre adayan Essenilerdir. Esseniler kimi araştırmacılara göre dindar Ferisilerin bir koludur. Daha sonraki bölümlerde de bahsedeceğimiz gibi, araştırmacılar arasında Essenilerin Hz. İsa (as) ile yakından ilgili oldukları yönünde yaygın bir kanaat vardır. Bu düşüncede olan araştırmacılar, Hıristiyanlığın kökenlerinin Essenilere dayandığını iddia etmektedirler.
Tarihi kaynaklara ve İncil'de yer alan açıklamalara göre, Hz. İsa (as) dönemin inkarcı ve müşrik gruplarıyla çok büyük bir mücadele içinde olmuş, onlara Allah'ın dinini çok hikmetli örneklerle anlatmıştır. Bu yüzden söz konusu grupların görüşlerini yakından incelemek, o dönemin karışık ortamını anlamak açısından faydalı olacaktır.
Saddukiler
İsa onlara, 'Gözünüzü açın' dedi, Ferisilerle Saddukilerin mayasından sakının. (Matta, 16: 6)
Roma yönetimi ile işbirliği içinde olan ve yüksek rahipler soyundan geldiklerini iddia eden bu grup, Kudüs Tapınağı'nın düzeninden sorumluydu. Tapınak'ta yürütülen kurban sistemini tüm detaylarıyla uygulayanlar onlardı. Çok önemli bir iş olarak kabul edilen Tapınak faaliyetlerini yürüttükleri için de başka hiçbir işle ilgilenmezler ve kendilerini yüksek bir sınıf olarak görürlerdi. Yaptıkları bu iş sayesinde büyük bir kazanç, siyasi ayrıcalıklar ve itibar elde etmişlerdi. Sayıları 7-8 bini bulan bu rahiplerin görevleri babadan oğula geçiyordu. Saddukiler, bir yandan hakimiyetlerini garantileyen geleneği devam ettirmek isterlerken, bir yandan da Helen kültürünü kabul etmişler ve bunu yaygınlaştırmaya çalışmışlardır.
Öte yandan, "materyalist" sayılabilecek kendilerine has bir inançları vardı. Ölümle birlikte ruhun da öldüğüne, yani ölümden sonra yaşamın var olmadığına inanıyorlardı. Meleklerin, cennet-cehennemin, kaderin varlığını da kabul etmiyor, dünya işlerinin dini inançlardan tamamen bağımsız olduğuna inanıyorlardı. Bunun nedeni Roma kültüründen etkilenmeleriydi. Bu çarpık görüşleri sayesinde de dünyevi bir hayat ve iktidar hırsı onlar için mümkün hale geliyordu. Saddukiler, uzun süre iktidarda kalmış, bu süre zarfında Ferisilerle ve diğer dindar akımlarla çatışmıştır. Sonunda, MS 70 yılında Yahudi Devleti'nin yıkılmasıyla ortadan kalkmıştır.
Ferisiler
Roma İmparatorluğu'ndan kalan harabeler, Roma. |
Ferisiler aslında dini duyguları güçlü olan ve dinsizlikle savaşan bir gruptur. "Sözlü gelenek" adı altında dini muhafaza etmeye ve Yahudi toplumunun içinde yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Hz. Musa (as)'ın şeriatının hakim olması için büyük çaba göstermiş, hatta bu amaçla savaşmışlardır. Bazı tarihçiler, Hz. İsa (as)'ın yaptığı tebliğin en çok Ferisilerin görüşüne yakın olduğunu söyleyerek, Hz. İsa (as)'ın da bu dindar kişilerle beraber olduğunu savunmuşlardır. Ancak İncil'de Hz. İsa (as)'ın Ferisilere yönelik çok çeşitli hatırlatmaları, uyarıları vardır. Bununla birlikte Hz. İsa (as)'ın Ferisilerle dostluk yaptığı, beraber yemek yediği de İncil'de yer almaktadır. (Luka, 7: 36; Luka, 11: 37; Luka, 14: 1).
Zealotlar
Bu grup, Büyük Herod zamanında farklı bir politik görüş savunarak ortaya çıkmıştır. MS 6 yılında, Yahudiye, doğrudan Roma hakimiyetine geçip resmi otoriteler vergi konusunda yeni düzenlemeler yaptıklarında, Yahudiyeli Judas'ın önderlik yaptığı Zealotlar isyan başlatmak istediler. Putperest Roma İmparatoru'nun otoritesini kabul etmek onlar için Allah'ın hakimiyetini reddetmek ve köleliği kabul etmek anlamına geliyordu.
Bu ilk ayaklanma kısa sürede bastırılmış ve büyük bir kısmı öldürülmüş, ancak geride kalanlar direnişlerine devam etmişlerdir. Daha sonra silahlı mücadele şekline bürünerek I. Yahudi ayaklanmasıyla (MS 66-70) sonuçlanmış ve Masada kalesinde yapılan katliamla son bulmuşlardı. Hz. İsa (as) döneminde, Mesih'i bekleyen farklı akımlar ortaya çıkmış ve çok sayıda taraftar toplamayı başarmışlardır. Romalılar bu hareketlere karşı ciddi tedbirler almakta gecikmemiş, her türlü baskı ve kontrolü artırmışlardır. Eğer halkı kışkırtacak bir hareket tespit ederlerse sert ve acımasız davranmışlardır. Daha sonra Yahudiler, Romalılar'ın bu hassasiyetini Hz. İsa (as)'a karşı kullanmışlardır. Mesih beklentisi içinde olan Zealotlar Hz. İsa (as)'ın tebliğine ilgi duymuşlardır.
Esseniler ve Ölü Deniz Yazıtları
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır... (Bakara Suresi, 62) |
1947 yılında, Ölü Deniz'in kuzey batısında, Kirbet Kumran adlı yerdeki mağaralarda Ölü Deniz Yazmaları adı verilen metinler bulunmuştur. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda 600 kadar İbranice-Aramice yazma ve çok sayıda parça bulunmuştur. Bu bulguların içinde o döneme ait Tevrat metinleri ve daha önce hiç bilinmeyen Yahudi dini metinleri, bu yazmaların sahibi olan tarikatın günlük yaşamını ve kurallarını anlatan metinler ve çok sayıda farklı konuda metinler mevcuttur.
Uzun araştırmalardan sonra metinleri yazanların bir Yahudi tarikatı olduğu kesinlik kazanmış ve bunların tarihçi Josephus'un bahsettiği Esseni tarikatı olduğu genel olarak kabul edilmiştir. Romalı yazar Küçük Plinus'un, Essenilerin yaşadığı yer olarak Kirbet Kumran'ı bildirmesi de bu kanaati güçlendirmiştir. Metinlerin en eskisinin MÖ 200 en yenisinin ise MS 68 tarihine ait olduğu tespit edilmiştir. Bu tarih aynı zamanda Romalı General Vepasianus'un Yahudi ayaklanmasını bastırmak için başlattığı saldırıyla aynı döneme de denk gelmektedir.
Time dergisinin 15 Nisan 1957 tarihli sayısında Ölü Deniz Yazıtları ile ilgili geniş bir haber yer aldı. Bu haberin ardından dünya basınının ilgisi yapılan kazılara yöneldi. |
Essenilere ait ilk rulolar mühürlenmiş kapların içinde, dikkatle sarılmış bir şekilde bulundu. Resimde 11. mağarada bulunan ruloların bir bölümü görülmektedir. |
Tabloda, Kumran'daki iman eden topluluğun üyeleri bir toplantıları sırasında tasvir edilmiştir. |
Yahudilerin "Kurtarıcı" Bekleyişi
..."Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla"... (Nisa Suresi, 75) |
Eski Ahit'in bazı bölümlerinde sık sık bu kurtarıcıdan söz edilmiş ve onun zamanında ne kadar büyük bir adalet, huzur ve doğruluk yaşanacağı haber verilmiştir. Örneğin İşaya kitabında, Mesih'in ne denli büyük bir adalet, "Rab korkusu" ve basiretle dolu olacağı ve İsrail'e ne denli büyük bir huzur getireceği şöyle müjdeleniyordu:
Yesse'nin gövdesinden bir filiz çıkacak ve onun köklerinden bir fidan doğacak. Rabbin ruhu, hikmet ve sağduyu ruhu, öğüt ve yüreklilik ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde duracak. O, Rab korkusundan zevk alacak; o gözlerinin gördüğüne göre yargılamayacak; kulaklarının işittiğine göre karar vermeyecek. Zayıfları adaletle yargılayacak; yeryüzünün yoksullarına haklarını verecek. Bir değnekle vurur gibi yeryüzüne sözüyle vuracak ve dudaklarının soluğuyla kötüyü yok edecek. Adalet onun belinin kuşağı... olacak. Kurt kuzuyla birlikte oturacak; kaplan oğlakla beraber yatacak; buzağı, aslan ve besili sığır birarada yaşayacak ve onları küçük bir çocuk güdecek. İnek ayı ile birlikte otlayacak; yavruları birarada oturacaklar ve aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki çocuk, kobra yılanının yuvası yanında oynayacak ve sütten yeni kesilmiş çocuk, kara yılanın deliğine elini uzatacak. Benim kutsal dağım üzerinde hiç kötülük yapılmayacak; artık hiçbir zarar verilmeyecek; çünkü denizin dibi nasıl onu örten sularla dolu ise yeryüzü de Rab bilgisi ile öyle dolu olacak. (İşaya, 11:1-9)
İncil'de Hz. İsa'nın Beytüllahim'de doğduğu bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar bu şehri kutsal kabul ederler. ... Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 45) |
Bunun üzerine Herodes yıldızbilimcileri gizlice çağırıp onlardan yıldızın göründüğü anı tam olarak öğrendi. "Gidin, çocuğu dikkatle arayın, bulduğunuz zaman bana haber verin..." diyerek onları Bethlehem'e gönderdi. (Matta, 2: 1-7)
Hz. İsa'nın doğduğu yer olduğuna inanılan bölgenin üzerine yapılan Nativity Kilisesi'nin dıştan görünüşü. Beytüllahim'deki bu kilise Hıristiyan hacılar için en kutsal mekanlardan biri kabul edilir. |
Tevrat'ta bildirilen Mesih'in özellikleri, dönemin koşulları içinde bazı kimseler tarafından Hz. İsa (as) ile özdeşleştirilmiş olmasına rağmen, dikkatle incelendiğinde bu özelliklerin Peygamberimiz (sav)'in gelişini müjdelediği Hz. Mehdi (as)'ın özellikleri ile birebir aynı olduğu görülmektedir. (Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Hz. Mehdi Hz. İbrahim Neslindedir kitabı)
Zorluk ve sıkıntı içindeki kavimlerin Allah'tan "Kurtarıcı" istemeleri
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)un soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 58-59)
Tarih boyunca ekonomik ve toplumsal sorunların yaşandığı, adaletsiz bir yönetimin hakim olduğu "sıkıntılı" dönemlerde, insanlar her zaman için bir kurtarıcının ihtiyacını duymuşlardır. Bu kurtarıcı, içinde yaşadıkları mevcut sistemin olumsuz yönlerini düzeltecek, adaleti, barışı, güvenliği sağlayacak ve kendilerini doğru yola çıkaracaktır. Günümüz toplumlarında da çok hızlı bir bozulma, yozlaşma ve dejenerasyon yaşanmaktadır. Fakirlik, sefalet, zulüm ortamı içindeki insanlar, güzel ahlakın yaşandığı, huzurlu bir hayatın özlemi içindedirler. Allah önceki kavimlere de, aynı sosyal çöküntü sonrasında kurtarıcılar göndermiş ve sıkıntının ardından çok büyük bir bolluk, bereket ve zenginlik vermiştir. Allah korkup sakınan toplumlara bolluk ve bereket vereceğine bir ayetinde şöyle işaret etmektedir:
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)
... Allah'ın kanununda kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın kanununda kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 43)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayet ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (Hac Suresi, 40-41)
Yahya Peygamber (as)
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten hem yerden (sayısız) bolluklar açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96) |
Hz. Yahya (as)'ın doğumu, Rabbimiz'in takdiriyle, mucizevi bir biçimde gerçekleşmiştir. Bu kutlu olayın gerçek haberi Meryem Suresi'nin başında şu şekilde anlatılır:
Kaf, He, Ye, Ayn, Sad. (Bu) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir. Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısırdır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olunan kıl."
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim, karım kısır iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek) "İşte böyle" dedi. Rabbin dedi ki: "Bu Benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım." (Meryem Suresi, 1-9)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe Suresi, 32) |
Zekeriya onu (meleği) görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. Melek ona, "Korkma, Zekeriya" dedi, "duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek. O, Rab'bin gözünde büyük olacak. Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruh'la dolacak. İsrailoğullarından birçoğunu, Tanrıları olan Rab'be döndürecek." (Luka, 1: 11-16)
Hz. Yahya (as) takva sahibi salih bir kul ve kavmi için de bir hidayet önderi olmuştur. Allah bu ihlas sahibi kulunu Kuran ayetlerinde şu şekilde övmektedir:
"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi. Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 12-15)
Yahya, vaftiz olmak için kendisine akın eden kalabalıklara şöyle seslendi: "Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin! Kendi kendinize, 'Biz İbrahim'in soyundanız' demeye kalkmayın. Ben size şunu söyleyeyim: Allah, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir. Balta daha şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılacak."
Ürdün Vadisi'nden bir görüntü |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder